9 Mayıs 2016 Pazartesi

TASARIMDA KÜLTÜREL ETKİ


Mimarlığın mühendislikten biraz daha farklı bir alan olduğu bilinen bir gerçek. Herkesin dilindeki ise tasarımcının her konuda az çok bilgi sahibi olması gerektiği söylemleridir. Gerçekten bir tasarımcı birbirinden farklı ve çoğumuzun her zaman rast gelmediği meslekler, hobiler, edimlerle karşılaşabilir. Tasarımcı bunlar arasındaki örüntüleri zihninde oluşturur ve çıkış yolları saptar. Mimarın bir spor dalının en büyük inceliklerine kadar bilgi sahibi olması buna verilecek bir örnektir. Özelleştirerek açıklarsak mimari farklı disiplinlerle harmanlanacak bir disiplindir.

Günümüz dünyasında bilginin bu kadar parmaklarımız arasında olmasıyla değişen edimler disiplinler arası çalışmanın verimliliğini de ispatlar niteliktedir. Bu neticeye ulaşmadaki asıl faktör ise toplumu oluşturan bireylerin yaşantısıyla ilişkilidir. Bireyler nasıl davranırlarsa, kültür ve sosyal öğrenme o yana kaymakta ve bireylerin ihtiyaçları da aynı yöne evrilmektedir. Hal böyle olunca, tasarımcıların kaygıları bireysel üsluplarını yansıtmanın, estetik kaygılara cevap vermenin başında bireylerin bu evrilen ihtiyaçlarını da giderebilecek ürünler üretmek oluyor.

Bireyler tüm bu davranışlarını sergilerken elbette var olan kültürel etkileri de bir anda yok sayamazlar. Kültürel etki insanları sarıp davranışlarında etkili olmaktadır. Beraber yemek yeme kültürü medeniyetimizin önemli hususlarından biridir ve günümüz şartlarında çekirdek aile içinde bile bireyler şehir yaşantısına adapte olup aile bireyleriyle birlikte sofraya oturmak için zaman bulamasalar da akşamları, hafta sonları gibi farklı imkanlar yaratmaya ve aile için kaliteli zaman geçirmeye dikkat etmektedirler. Bizlere miras kalan bu kültürü yaşatma gayreti içinde olmak, kültürel etkinin farklı şekillerde vücut bulan aktivitelere rağmen varlığını sürdürmesi anlamına gelmektedir.

Tasarımcı bu bağlamda kültürel etkinin varlığını yadsıyamaz. Üretim yaparken tasarladığı her bir noktada dahi kullanıcıların kültürün etkisinde olduğunu hesaba katmalıdır. Birey davranışlarının ne yöne evrildiğinin bilincinde olup bu ipuçlarını tasarımını işlevselleştirmek için kullanır.

Bununla birlikte tasarım sadece o kültüre has ve varlığı zenginlik oluşturan davranışı yaşatmaya çalışmakla gerçekleşmez. Farklı kültürlerde ortak olarak var olan eylemlerin kültürün yaşandığı coğrafyanın, insanların o edimi ne ölçüde gerçekleştirdiği de dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bir davranış biçiminin kültürlere göre farklı ölçülerde gerçekleşmesi, ya da gerçekleşmesi sırasında duyulan ihtiyaçların ne kadar ve nasıl olduğu da tasarımın ihtiyaçlarını belirlerken not edilmesi gereken kalemlerdendir.


7 Mayıs 2016 Cumartesi

SEVGİYİ YAŞATAN ŞEHİRLERİN İMARI

Bir kentte savaşta ve barışta yaşam koşullarının en iyiye ulaştırılması hedeflenen kimseler elbette kadınlar ve çocuklardır.

Zamanla modernleşen kentler, bünyelerinde kadınları ve çocukları onların mevcut zamanda ve yeni dünya düzeni ile değişen ihtiyaçlarını karşılamayı gerçekleştirmekte yetersiz kalmıştır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için dünyada kadınlara ve çocuklara duyarlı kentler mi geliştirilmeli ya da sırf kadın ve çocuk faktörü göz önünde bulundurularak koruyucu ve merhametli şehirler başlığı altında şehir modelleri mi oluşturulmalıdır?

Bilmeliyiz ki kadınların ve çocukların yaşadığı her şehir nefreti ve soğukluğu değil, sevgiyi ve emniyeti vurgulayan şehirlerden olmak durumundadır. Çocukların sevgi, eğlence, yeni öğrenmeler gerçekleştirme, dünyaya izole olmadan, dünyaya dokunarak hayatı tanıyabilme gibi ihtiyaçlarını gerçekleştirdiği mekanlar, sokaklar, hacimler var olmalı ve bu kıstaslar bağlamında tasarım yapılabilmelidir. Şehirler kadınların emniyetle yolculuk yapacakları, ihtiyaçlarını giderebilecekleri, farklı yaşam standartların sahip kadınların farklı mekan ihtiyaçlarına cevap verebilecek hacimlere kolay ulaşabilecekleri şekilde tasarlanmalıdır.

Bu çerçeve de şehirleri imar ederken ihtiyaçların neler olduğu ve olabileceği hesap edilmelidir. Nasıl ki bir bebek anneden güvenli ayrılmayı kademeli olarak gerçekleştiriyorsa çocuk yine aynı şekilde ev içinde başlayan oyun ve keşfetme dünyasına evin yakın çevresinde devam eder, evden kademeli olarak uzaklaşma davranışını gerçekleştirir. Evin yakın çevresinin çocuğun bu ihtiyacını gerçekleştirmesine imkan tanıyacak şekilde tasarlanması söz konusudur.

Çocuk şehir ikilisinde çocukların evlerine çok yakın özgürce oyun oynayıp diğer insanlarla etkileşim halinde olacakları alanların birçok bölgede olmayışı var olan yerlerde de çocukların gelişimlerine yeterli önemi vermeyişi kent tasarımında çocuk boyutunu yeteri kadar sorguladığımız gerçeğini hatırlatıyor.Çocukların gelişimlerini, oyun oynarken dahi bazı beceriler geliştireceğini gözler önüne alarak yerleşim yerleri ve bu yerleşim yerlerinin çevre düzenlemesini doğru biçimde tasarlamalıyız.

Çocukların çeşitli etkinliklere dahil olacakları yapıların tamamı çocuk faktörü çerçevesi dahilinde inşa edilip tasarlanmalıdır. Bir tiyatro salonu çocukların tiyatro etkinliklerine hizmet verecekse, çocuk boyutu dikkate alınarak tasarım yapılmalı, tuvaletler yine çocukların erişebilecekleri yükseklikte lavabolarla donatılmalıdır. Kültür merkezlerinde çocukların vakit geçirebilecekleri oyun alanları, çocuk bakım odaları gibi hacimlerin varlığı ve dizaynı yine aynı husus altında söz konusudur.

Kadınların da toplum içinde varlığının toplumun yetişmesinde önemi oldukça büyüktür ve toplumun daha müreffeh yaşaması için kadının ihtiyaçlarının da giderilmesi gerekmektedir. Bir mimar ve şehir planlamacı, kadının şehir hayatına dahil olup çalıştığında çocuğunu nereye emanet edecek, okul öncesi dönem eğitim kurumları ve alanları iş yerlerine ne kadar mesafede olacak, bu alanlar iş yerlerinin kendi bünyesinde bulunursa kurum içinde çocuklar ve bebekler için ayrılan hacimler kurumun neresinde bulunacak gibi soruların doğru cevaplarını verecek tasarımları yapmak durumundadırlar.

Çalışmayan annelerin, çocuklarının gelişimlerini sağlamak için ev dışında faaliyet gösterecek mekanların yerleşim yerlerine uzaklığı ve bu yapıların tasarımı önem arz etmektedir. Çocukların ev dışı etkinliklerini sağlayan oyun alanları, piknik alanları, bahçeler, galeriler; bu mekanın yakınındaki yerleşim alanlarındaki nüfus dikkate alınarak tasarlanmalıdır. Çocukların oranla daha fazla sayıda var oldukları bölgelerde bu ekinlik alanlarının büyüklüğü değişmektedir. Giriş nasıl hangi genişlikte olacak, girişte beklerken sıkılan çocuklar için nasıl bir giriş tasarımı yapılmalıdır, çeşitli galeriler çocuklar için ne gibi faaliyetleri gerçekleştiriyor, amacına hizmet etmesi için tasarımı nasıl olmalı gibi sorulara cevap verebilmek mühimdir.

Bunların dışında kadın sığınma evleri, yetimhaneler gibi kurumların çevre düzenlemesi ve yapı tasarımında çağdaş yöntemlere başvurmak artık elzemdir. Bir yetimhanenin bahçesinde neler olmalı, kadın sığınma evlerinde güvenlik nasıl sağlanmalı, psikolojik olarak tasarımda renkler, yerleşim nasıl etkiliyor, psikolojik destek sağlayan alanların mekandaki konumu ve tasarımı, bireylerin üretime katkıda bulunacakları birbirleriyle iletişim halinde olup yalnız kalmayacakları hem kendilerini geliştirmelerini hem de tedavilerine yardımcı olacakları eğitim ve atölye olarak kullanılan alanların tasarımının nasıl olacağı gibi hususların önemli olduğu bilinmelidir.